2008 OKS SONUÇLARI BU SİTEDE
10/9/2007
-
6.ve7.SINIF FEN VE TEKNOLOJİ POWERPOİN TSUNULARI
|
6.VE 7. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ POWERPOİNT SUNULARINI İSTEYEN ÖĞRETMEN ARKADAŞLARA GÖNDEREBİLİRİM..MSN DEN BANA ULAŞABİLİRSİNİZ
ÖMER ÖZ
FEN VE TEK.ÖĞRT.
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2005
-
SINAV GÜNÜ NASIL BESLENMELİ ,NE YEMEMELİ,ZEKA VE BESLENME
|
İyi hazırlandığınız ve bildiğiniz bir dersin imtihanında hiçbir şey hatırlamadığınız hiç oldu mu? Bazen yeni fikirler üretmekte kendinizi çaresiz hissettiğiniz oluyor mu? Ara sıra okuduğunuz bir konuya veya çalıştığınız bir derse boş boş bakıp hiçbir şey anlamadığınızı hissettiniz mi?
Eminim hemen, hemen hepinizin içine düştüğü bu tip anlar olmuştur. İmtihandan çıkıp da cevaplara bir göz attığınızda, "Bu cevabı ben nasıl oldu da yapamadım" diye kendi kendinize kızdığınızı şu anda belki de anımsıyorsunuz. Bu tip günleriniz olduysa şöyle bir geri dönüp o günlere rastlayan beslenmenize bir göz atmanızı tavsiye ediyorum.
Esasen beyin gücünüzü etkin kullanmak için iki önemli şeye ihtiyaç vardır;
1-) Hızlı, Kolay ve Kalıcı Öğrenme Tekniklerini Bilmek ve Kullanmak,
2-) Hafıza ve Zekayı Geliştiren Yiyecekler yemek.
Bugün ilk etapta beyin gücü ile beyni besleyen yiyecekler konusuna eğilmek istiyorum. İkinci etapta ise hızlı öğrenme teknikleri ile beslenme arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak, hangisinin daha önemli olduğunu bir örnekle ortaya koymaya çalışacağım.
Yediğimiz besinlerin insanın hafıza, zeka ve konsantrasyon gücü üzerinde çok önemli bir etkisi vardır. Örneğin vücut ağırlığımızın sadece % 2 ila 3ü oranında ağırlığı olan beyin, günlük kalorilerimizin ortalama % 30unu harcamaktadır.
Hafıza ve Zeka Gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının diğerlerine göre önemi çok daha fazladır. Örneğin bunların arasında B vitaminlerini içeren yiyecekler birinci sırada gelmektedir.
Yine "demir"in beynin beslenmesi için hayati bir önemi vardır.
"B" vitaminlerinin beyindeki önemli reaksiyonların gerçekleştirilmesindeki payı zihinsel potansiyel açısından hayatidir. Ayrıca B vitaminleri beyni strese karşı da korumaktadır. Beyin için enerji üretimine büyük katkısı olan B vitaminlerinin eksikliği yorgunluğa, hafıza ve zeka performansının zayıflamasına neden olur. B eynin ihtiyacı olan B vitaminlerinin yeterince alınması halinde aşağıda belirtilen zihinsel fonksiyonlarda gelişmelerin olduğu açıkça hissedilmektedir;
Öğrenme ve Hafıza Gücü,
Konsantrasyon,
Hızlı Düşünme,
Sözel Yetenek ve Akıcılık,
Uyanıklık,
Yaratıcı Düşünme,
Enerjik Hissetme.
Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları B grubu (complex) vitaminlerini garanti eden besin kaynaklarıdır.
Yeteri kadar dengeli beslenemediğini düşünenlere ilave olarak düşük dozlu "B-Complex" vitaminleri almaları tavsiye edilmektedir.
Ayrıca demirin beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir rolü vardır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç vardır. Daha kısa bir ifadeyle beynin temel enerji kaynaklarından biri olan oksijenin beyne taşınabilmesi için dem ire ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyetimiizde mutlaka demir içeren yiyecekler bulundurmalıyız.
Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir.
Demirin yiyeceklerden emilmesini kolaylaştıran vitamin ise "C" vitaminidir. Bundan dolayı demir içeren yiyeceklerin "C" vitamini içeren, örneğin turunçgiller, kivi, domates, patates, karnabahar, brokoli, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerle birlikte alınmasında fayda vardı r. Bunun yanında kafein içeren içecekler ise demirin emilmesini engellemektedir.
"C" vitamininin yanında "E" vitamininin de antioksidan olarak beynin etkin ve verimli kullanılmasına büyük katkıları vardır. Bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından zengin besinlerdir.
Tüm gün boyu zihinsel potansiyelinizi aynı seviyede koruyabilmek, inişli ve çıkışlı bir beyin performansına sahip olmamak için öncelikle günlük yiyeceklerinizi dörde, hatta mümkünse altı eşit parçaya bölerek mini öğünlerle beslenmelisiniz. Yiyeceklerin az yağlı olmasına dikkat etmelisiniz. Yağlı, çok ve ağır yiyecekler kanın beyinden çekilerek sindirim sistemine yönelmesine sebep olmaktadır. Bunun sonucu ise yorgunluk, uyuklama ve zihinsel potansiyelin düşmesi demektir.
Yiyeceklerinizin demir içeren besinleri ihtiva ettğinden emin olunuz. Bunun için koyu yeşil renkli sebzeler, yağsız kırmızı et, domates, pekmez, kuru fasulye, bezelye ve kayısı kurusu gibi yiyecekler yemelisiniz.
Yeteri kadar B vitaminleri aldığınızdan emin olmak için diyetinizde yağsız süt, yoğurt, muz, deniz ürünleri ve kuru baklagilleri mutlaka bulundurmalısınız.
Antioksidan özellikleri olan C ve E vitaminleri açısından zengin havuç, ıspanak, çilek, domates ve diğer koyu yeşil yapraklı sebze karışımlarını da günlük yemek listenize ilave etmelisiniz.
Hafıza ve beyin gücü için gerekli olan besinleri bu şekilde özetledikten sonra sıra hızlı, kolay ve kalıcı öğrenme teknikleri ile beslenme arasındaki ilişkiye geldi.
Ben "beslenme", "beyin" ve "hafıza teknikleri" üçlüsünü sırayla "benzin", "son model bir araba" ve "sürücü" üçlüsüne benzetiyorum. Her birinin önemini anlamak için aşağıda size farklı senaryolar sunacağım. Kararı ise size bırakacağım. Her birinin benzetmesini de parantez içinde yanına yazmaya çalışacağım.
1-) Birinci Senaryo: Önce şöyle bir senaryo oluşturalım. "Son model bir araba (beyin)" sahibi olduğunuzu düşünün ve bu arabanın deposunu da "en kalitelei benzin (beslenme)" ile doldurduğunuzu varsayalım. Ama bunun yanında "araba kullanmayı (hafıza teknikleri)" bilmediğinizi kabul edelim. Siz bu arabayla istediğiniz yere gidebilir miydiniz? Arabayı ancak belki iterek bir yere götürebilirsiniz. Ama bu durumda arabanın gücünden hiçbir zaman faydalanamazsınız.
2-) İkinci Senaryo: İkinci senaryoda "son model bir araba (beyin)" sahibi olduğunuzu düşünün ve bu arabanın deposunu da "kalitesiz benzin (beslenme)" ile doldurduğunuzu varsayalım. Ama bunun yanında "araba kullanmayı (hafıza teknikleri)" çok iyi bildiğinizi kabul edelim. Siz bu arabayla istediğiniz yere gidebilir miydiniz? Kesinlikle istediğiniz yere gidebilirsiniz ama arabanın motoru kötü benzinden dolayı zorlandığı için is tediğiniz hıza ulaşamazsınız. Hatta sürekli kötü benzin kullanırsanız, uzun vadede "arabada (beyin)" da arızalar oluşmaya başlayabilir.
3-) Üçüncü Senaryo: Bu senaryo ideal olanıdır. Bu senaryoda son model arabanızı en kaliteli benzinle doldurmanın yanında ileri sürüş tekniklerini de bilen bir sürücü olduğunuzu hayal edin. Şüphesiz sizden daha emniyetli ve sizden daha hızlı bir sürücü olması mümkün değildir. Size sadece gaza basıp, yoldaki kötü benzinli ve kötü sürücülü arabaları geride bırakmak kalıyor. H em de onlardan daha az yorularak ve gidilecek yolu daha kısa sürede katedip diğerlerinin zaman bulamadığı başka işlere de zaman bularak.
Özet olarak, "son model bir araba (beyin)" sahibi olan herkes önce onu "kullanmayı (hafıza teknikleri)" öğrenmelidir. İkinci etapta ise arabanın deposu devamlı olarak "kaliteli benzin (beslenme)" ile doldurulmalıdır.
Unutmayın çoğumuz satın aldığımız her pahalı cihazı kullanmadan önce onun kullanma kılavuzunu dikkatle inceliyoruz. Ama bunun yanında kendi beynimizi daha verimli kullanmak için ne yapmamız gerektiği üzerinde çok fazla düşünmüyoruz.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2005
-
MESLEK SEÇİMİ
|
Mesleklerin incelenmesi ve meslekler hakkındaki bilgilerin bireylere verilmesi oldukça kapsamlı ve türlü tekniklerin kullanılmasını gerektiren sürekli bir iştir. Girilebilecek mesleklerin incelenmesinde ciddi güçlükler getirmektedir.
Humphreys ve arkadaşları, mesleklerin incelenmesinde cevaplandırılması gereken soruları şöyle sıralamışlardır:
1. Mesleğin esasını oluşturan işin özelliği nedir?
2. Meslekte hangi yetenekler gereklidir?
3. Mesleğin gerektirdiği eğitim düzeyi nedir?
4. Mesleğe giriş koşulları nelerdir?
5. Mesleğe giriş için belli bir sınırlama var mıdır?
6. Çalışma koşulları nelerdir?
7. Meslekte personel ihtiyacı ve personel alma ihtiyacı nedir?
8. Mesleğin gelir durumu nasıldır?
9. Meslek genel olarak yaşam boyu sürecek bir meslek niteliğinde midir?
Her meslek için bu incelemenin yapılamadığı durumlarda birbirine yakın meslekler bir arada gruplanıp, gerekirse alt gruplara ayrılıp bu inceleme gruplara göre yapılabilir. Örneğin, sosyal bilimler, fen bilimleri, teknik bilimler, sağlık bilimleri, temel bilimler gibi meslekler gruplanabilir ya da bunların altında alt gruplar oluşturulabilir.
Her lise öğrencisi kim bilir kaç kere geleceği hakkındaLiseyi bitirince... diye başlayan planlar yapmış ya da kurmuştur. Bu geleceğe ait beklentileri; toplumun, bütün kurum ve olanakları ile desteklemesi, yöneltmesi ve öğrencileri gerçekçi planlarına ulaşacak şekilde hazırlaması gerekmektedir.
Liselerimizdeki öğrencilerin, seçmeleri söz konusu olan meslekleri, hatta öğrenim kurumlarındaki değişik temel ve uygulamalı bilimlere ait bölümleri ve onların fonksiyonlarını bilmedikleri ve öğrenme olanaklarının kısıtlı olduğu bir gerçektir.
Bir meslek seçmek insanın hayatında verdiği önemli kararlardan birisidir. Bu karar yerinde ve zamanında olduğu oranda geleceğe güven ve umutla bakmak olacaktır.
Biliyoruz ki, herkes bir işe sahip olma ihtiyacı duyar. Genç yaşlarda bu ihtiyaç daha fazla hissedilmektedir. Onun içindir ki, lise son sınıfına geçmiş ve üniversiteye girme hazırlığı içinde olanların kendi aralarında ve büyükleri ile ilgili olan tartışmaları çoğunlukla meslek seçme konusu üzerinde olmaktadır. Bu dönemde Hangi fakülteye girsem acaba?,İstediğim fakülteye girebilecek miyim?,Üniversiteye giremezsem ne yapacağım?
Bu ihtiyaç yani bir işe sahip olma ve çalışma ihtiyacı neden ortaya çıkar? Önce bu soruya yanıt arayalım. İlk görülen ve ileri sürülen neden, bireyin para kazanmak suretiyle yaşamını devam ettirebilme sürecidir.bu kısmen doğrudur. Ama acaba yalnızca bu neden bizi bir meslek seçmeye yöneltir mi? Çünkü yalnız neden bu ise, o zaman varlıklı kimselerin bir mesleğe sahip olma ve çalışma ihtiyaçlarının olmaması gerekirdi. Halbuki bu ihtiyaç evrenseldir.
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2005
-
SINAV KAYGISINI YENMENİN YOLLARI
|
Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız. Öğrencilerin en fazla yakındıkları konuların başında "sınav kaygısı" gelmektedir... Başarıya ulaşmak için başarısızlık korkusunun, yani sınav kaygısının aşılması gerekmektedir.
Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız. (Henry Ford)
Sınavlar yaklaştıkça hemen hemen bütün öğrencilerimizin zihnini kurcalayan, uykularını kaçıran, moralini bozan, çalışmalarını aksatan, kâbuslara neden olan bir kaygı ortaya çıkar: Ya kazanamazsam?
Charles F. Kettering: Eğer fırtına çıkınca yolcular gemiyi terk etmiş olsalardı, kimse okyanusu geçemezdi. diyor.Demek ki başarıya ulaşmak için başarısızlık korkusunun, yani sınav kaygısının aşılması gerekmektedir. Eğer sınavlara hazırlanan öğrenci, sınavlar yaklaştıkça bu heyecanı artıyor; kendini kötü hissediyor, tedirgin ve güvensiz oluyor; ağlama duygusu gibi durumları sıkça yaşıyorsa sınav kaygısı duyuyor demektir.
Kaygılı öğrenci tip i
Kaygılı öğrenci sevecendir, acıma duygusu gelişmiştir. Kendisi gibi aile bireyleri için de üzülür. Arkadaş ilişkileri genellikle iyidir. Arkadaşları tarafından genelde sevilir.
Kaygılı öğrenci kurallara uymaya özen gösterir. Eleştirilmeye hazırlıksızdır, beğenilmek ister. Kaygı duyduğu konular rüyasına girer. Kaygılandığı konularda çok heyecanlanır, yerinde duramaz. Kısacası kaygılı öğrenci sürekli tedirgin olup, duygusal tepkileri abartılıdır. Kaygılı öğrenci, nedenini bilmediği korkular çeker. Soluğu yetmiyormuş gibi sık sık soluk alıp verir, terler.
Kaygılı öğrenciler, ailelerine bağımlıdır. Ailelerin kendilerine destek olmaları ve her zaman yanlarında olmalarını beklerler. Uykuları düzensizdir. Okul korkusu bu öğrencilerde daha çabuk gelişir.
Sınav kaygısı duyan öğrencilerin düşünceleri
- Acaba sınavı kazanabilecek miyim?
- Arkadaşlarım kazanır da ben kazanamazsam, onların arasında nasıl dolaşırım?
- Annem babam yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, benim için her şeyi yaptılar, ellerindekileri avuçlarındakileri benim için harcadılar, bütün ümitlerini bana bağladılar, sınavı kazanamazsam onların yüzüne nasıl bakarım?
- Kafamı toplayamıyorum; okuduklarımı bir türlü anlayamıyorum, galiba sınavı kazanamayacağım, çalışmak istediğimde bu düşünceler aklıma geliyor ve çalışamıyorum, ne olacak benim hâlim?
- Daha hazır değilim, vakit de çok kısaldı, sınavı düşündükçe ruhum daralıyor, içim sıkılıyor, ne yapabilirim ki?
Kaygı veren düşüncelerin olumsuz sonuçları
Yukarıdakileri benzer düşüncelere kapılan kaygılı öğrenci, aslında bu düşüncelerle çalışmalarını olumsuz etkiler. Çünkü böyle düşünceler, öğrencinin kendine olan güvenini sarsar, çalışmalarını verimsiz kılar, sonuçta da başarısızlığa yol açabilir. Bu düşünceler her zaman aynı yoğunlukta olmaz. Ba zen artar, bazen azalır.
Kaygının belirtileri
Genelde kalp atışlarının hızlanması, yüzde kızarma, avuç içinde terleme, baş ağrıları, baş dönmeleri, mide kasılmaları, titreme, güvensizlik gibi fiziksel değişiklere neden olan sınav kaygısından, öğrenci en kısa zamanda kurtulmalıdır. Bundan kurtulmak için de sınav kaygısına neden olan etkenleri bilmesi gerekir.
Kaygının etkileri
Yapılan araştırmalar, stres sırasında beyinde salgılanan maddelerin miktarındaki artışın öğrenmeyi olumlu etkilediğini ortaya koymuştur. Ancak öğrenme karmaşıklaştıkça ve öğrenme süresi uzadıkça yüksek kaygının öğrenmeyi zorlaştırdığı belirlenmiştir. Bu durumda kaygı düzeyi düşük olan öğrencilerin, kaygı düzeyi yüksek olan öğrencilerden daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Çünkü yük sek kaygı sırasında, beyinde salgılanan maddelerdeki artış, öğrenme süreci için gerekli olan protoin sentezini engelleyici boyutlara ulaşır.
Öyleyse sorumluluk duygusunu aşacak şekilde bir kaygı, başarıyı engelleyici bir saplantı hâline gelir.
Uzmanlar, kay gının öğrenci başarısını olumsuz etkilediğini tespit etmişlerdir. 1985 1986 eğitim öğretim yılında Türkiyede sınavlara hazırlanan 5212 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bu öğrencilerin kaygı düzeyi ameliyat olacak olan genel cerrahi hastalarının kaygı düzeyinden yüksek çıkmıştır. Almanyada Erlangen Üniversitesinde tıp psikolojisi öğretim üyesi olan Siegfried Lehr, yaptığı araştırmalara dayanarak, sürekli stres altında yaşayanların beyinlerinin en geç 40 yaşından sonra gerileyeceğini söylemektedir. Öyleyse kaygıdan mutlaka kurtulmak gerekir.
Kaygının nedenleri
Kendine güvensizlik, karamsarlık, ailenin yanlış tutumları, daha önce yaşanmış başarısızlıkların takrarlanabileceği endişesi, beklentiler,imkansızlıklar, bilgisizlik... Kaygının daha pek çok sebebi olabilir. Örneğin hedefin belirsizliği, plânsızlık, çalışma metotlarını bilmemek, güvensizlik, danışılacak kişilerin olmaması, arkadaş çevresinin olumsuz telkinleri, öğrencinin önünde başarılı bir örnek olmaması, aile ve çevrenin bilinçsizliğ i, aileden kalıtım yoluyla getirilen davranışlar bunların arasında sayılabilir. Önemli olan kaygı yaşayan öğrencinin bu kaygısının nedeninin ne olduğunun tespit edilmesidir. Ondan sonraki aşama ise bu nedenlerin zararsız hâle getirilmesidir.
Kaygının gideri lmesi
Yapması gerekenleri uygulamak ve hedeflerine ulaşabilmek için gerekli plânlamayı yapmalı; bunun için de uzmanlardan (öğretmenler) gerekli bilgiyi almalı, yapacağı her şeyi onlara danışmalıdır. Emerson: Korkunun kaynağı cehalettir. diyor.
Plânını uygulamayı başarabildiğini görünce kendine güveni gelecek, iş yapabilme becerisi gelişecektir. Kişinin kendine güveni gelmesi kaygıyı azaltacaktır. Ayrıca kişinin bir plân doğrultusunda doyurucu bir çalışma yapması, kaygısını azaltacaktır. Dale Carnegie: Dertler için tek bir deva vardır, dünyanın bütün ilaçlarından iyidir: Çalışmak... diyor.
Kendine güven duygusu kaygıyı azalttığına göre, bu duyguyu geliştirici etkinliklere yönelmeli, eskiden başarılı olduğu etkinlikleri hatırlamalı, bunu tekrar yapabileceğine kendisini inandırmalıdır.
Gerçekçi olmalıdır. Gerçekçi olunmazsa hedefe yönelik yetersiz çalışmalar güvenini kıracak, kendini beceriksiz hissetmesine yol açacaktır. Öyleyse kendini iyi tanımalı, kapasitesini iyi belirlemeli, bunun için de öğretmenlerinden destek almalıdır. Jonathan Swift: Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir. der. Gerçekleri görmek, başarıya kapı açar; kaygıyı azaltır.
Saplantılardan kurtulmalıdır. Aklına gelen düşüncelere değil, yaptıklarına değer vermelidir. Gerçekçi, uygulanabilir bir plânla yapılan çalışmalar, kişinin aklına gelen olumsuz düşünceleri giderme bakımından etkili olacaktır.
Ümitli olmalıdır. Ziya Gökalp: Nice hastalıklar vardır ki onlara ilaç yerine ümit aşılamak daha hayırlıdır. diyor. Kaygıyı da ümitle yenebilirsiniz. Ümidini kıracak düşüncelerden uzak durmalı, kendini planlı çalışmaya vermelidir.
Kendine kendisi gibi olan, çalışkan arkadaşlardan oluşan bir grup kurmalı veya böyle bir grubun içinde yer almalıdır.
Başkaları adına düşünmemeli: Ne derler, ne düşünürler hakkımda? gibi düşüncelere kapılmamalı, kendi yaptıklarına ve yapması gerekenlere bakmalıdır.
Kişinin kararlı bir şekilde plânlı çalışması sonucunda: Kazanmam için yapılması gereken ne varsa elimden geldiğince yapıyorum. Bana düşen bu. Bundan sonrası bana ait değil. şeklindeki bir düşünceyi benimsemesi kişiyi vicdanen rahatlatır; kaygıyı da azaltır. Konfiçyüs: Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, karalı olmak korkudan kurtarır. der.
Olayları abartmamalı, her şeyi kendi konumunda ve değerinde kabul etmelidir. Gereğinden fazla abartılan düşünce ve olaylar öğrenciyi kaygılandırır.
Müziğe, spora, sosyal ve kültürel etkinliklere zaman ayırmalıdır.
Sınavı kazananlarla konuşmalı, bu doğrultuda yapılan röportajları okumalı, onlardan ne yapılması gerektiğini öğrenmelidir.
Kendinin bir birey olduğunu düşünmeli, kendini başkalarıyla karşılaştırmamalıdır. Kendini kendisiyle karşılaştırmalı, hedefe yönelik çalışmalarını gözden geçirmeli, ne kadarını gerçekleştirebildiğini belirlemeli, gerçekleştirmesi gerekenleri nasıl gerçekleştirebileceğini planlamalıdır.
Hepsinden önemlisi de sınavın her şey olmadığını, hele hele zekâ durumunun asla sınavla ölçülemeyeceğini, sınavı kazanmak kadar kaybetmenin de normal olduğunu düşünmeli, kendini bu düşüncelere inandırmalıdır.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2005
-
NLP VE OKS(LGS)
|
Ders çalışmayı sevmeyen öğrenciler olduğu gibi çalışırken sıkılanların sayısı da hayli fazladır. Çalışmayı sevmemek, çalışmaya başlayamamak kişide motivasyon eksikliği olduğunu gösterir. Çünkü motivasyon kişiyi davranışa yö nlendiren istektir.
Çalışmayı sevmemek, çalışmaya başlayamamak kişide motivasyon eksikliği olduğunu gösterir. Çünkü motivasyon kişiyi davranışa yönlendiren istektir. Eğer davranış gerçekleşmiyorsa motivasyon eksikliği söz konusudur.
Motivasyonu sağlayan etkenlerin başında çalışmayı ihtiyaç olarak görmek gelir. Eğer çalışma sonucunda elde edilecek olanlar önemli bir ihtiyaç olarak görülürse kili bu ihtiyacı gidermek için çalışmayı kendisi isteyecektir. Televizyon reklamları da ürünleri tüketiciye ihtiyaç olarak hissettiren motive edici yayınlardan başka bir şey değildir. Hedef, tüketicinin ürünü ihtiyaç olarak görmesini sağlayarak bu ürünü almasına yönelik davranışı yapmasını sağlamaktır. Öğrenci öyleyse çalışmayı bir ihtiyacı gidermek için gerekli görmelidir.
Sınav sonucunda ulaşılacak hedef iyi belirlenmişse ve öğrenci bu hedefe ulaşmak istiyorsa hedefi düşünmesi onu çalışmaya motive edecektir. Bu bakımdan çalışma konusunda bir isteksizlik hissettiğinizde bol bol hedefinizle ilgili hayaller kurun. Hedefinize ulaştığınızı düşünün. Hedefe ulaştığınızda kazanacaklarınızı düşünün. En son ise hayallerinize ulaşmanın çalışmakla olduğunu düşünün. Böylece kendinizi çalışmaya karşı motive etmiş olursunuz.
Çalışma sonucunda bir ödül belirleme de motivasyona katkı sağlar. Çok istediğiniz bir şeyi yapmayı kendinize ödül olarak koyabilirsiniz. Eğer bilgisayarla ilgilenmeyi, maçı, televizyonu, yemek yemeyi, uyumayı ya da başka bir şeyi çok seviyorsanız bu çok sevdiğiniz şeyi, çalışma sonrasında kendinize ödül olarak koym anız motivasyonunuzu dolayısıyla da çalışmaya başlamanızı sağlar.
Merak, motivasyonu sağlar. Bu nedenle çalışılacak dersle ilgili sizi meraklandıracak konular araştırın. Bunun için sevdiğiniz derslerden yararlanabilirsiniz.
İlgi motivasyonu artırır. Derslerin ilgilendiğiniz kısımlarının üzerinde durun. Daha sonra ilgi alanlarınızı genişletin. Bunun için derslerden öğrendiklerinizin günlük hayatla bağlantısını kurmaya çalışın. Bu şekilde, çalışmaya başlayamamak gibi bir sorundan kurtulabilirsiniz.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
FİZİK ve FEN ÖĞRETMENİ
0505-8211517
msn:omerozoz@hotmail.com
MERSİN
|
|